Anasayfa / Fotoğraf / İSTANBUL'DAKİ AFET'İN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ..

İSTANBUL'DAKİ AFET'İN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ..

                         


                 İstanbul ve Trakya'daki sel afeti hepimizi derinden sarstı. Ekmeğinin peşinde, mahrumiyetlerle boğuşarak yolları ve arabasını mesken edinen TIR şoförlerinin can ve mal kaybı yürekleri burktu.. Hele toplumsal duyarsızlık göstergelerinden biri olarak, kapalı minibüste işçi taşınması ve çıkamayıp boğulan yedi Bayan işçinin dramı herkesi ağlatmıştır her halde.. Trakyadaki sel felaketi ve kayıplar da aynı şekilde hepimizi milletçe derinden yaraladı. Gerçekten büyük acı. İnşallah böyle felaket ve acıları bir daha yaşamayız..

                Çarpık kentleşme, lafdan sözden, ikazdan anlamama cehaleti umarız bundan sonra, yeni acılar yaşanmayacak şekilde yok olur. Yapıların nereye nasıl yapılacağı; varsa sakıncalı dere yatağı vb. yerlerdeki   konut ve yapıların derhal kaldırılması  noktasında yeni bir "zihinsel dönüşüm" sağlanacağını ummak isteriz..

                İnsanoğlu her acıya alışır. Bu acıya da alışacağız elbet. Lakin, gerek deprem, gerekse sel vb. afetler açısından yetkililerle birlikte HALK olarak da bilinçlenmek, tedbirleri cidden ve gerçekten almak zorundayız.. Fiziki, teknik, matematik, mühendislik vb. konularda halk ile devlet birlikte çalışmak zorunda. Bu işin ilk basamağı eğitim, ikinci basamağı teknik çalışmalardır.. Şu Televizyonlar "HALKIN EĞİTİMİ" için 3 dakikalık kısa metrajlı eğitim filmleri yapsalar günaha mı girerler.. Bir sürü abuk sabuk DİZİ ile insanların beyinlerini uyuşturup, ruhlarını yok etmek mi bu MEDYA'nın görevi.. Medya gerekirse kanun çıkartılarak, fiilen ve etkili bir şekilde HALK EĞİTİMİ'ne dahil edilmelidir.. Bunu da yeri gelmişken hatırlatmış olalım.

                AFETLERİN METAFİZİK BOYUTU.

                Olaylara ve hayata materyalist açıdan bakanlar vardır.. Bir de metafizik açıdan bakanlar vardır. Bendeniz ikincilerdenim.. Rahmetli dedem "Ayağına diken batsa  bir uyarı olarak görmelisin" derdi. Hayata bakış açımda dedem rahmetli'nin önemli etkileri olmuştur. "Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra gerisini Allah'a bırak" derdi. Hulasa , kişinin başına gelenlerin nedeni, fiziksel, matematiksel şartlar olabileceği gibi, iç dünyasındaki sığlık ve buna bağlı  gönül fakirliği, ahlak yoksunluğu vb.  de olabilir. Bu benim görüşüm.. Kabul edip etmemek serbest..

                  Mehmet Kutlular, bir zamanlar, Gölcük depremi ile ilgili, "bu Allah'ın ikazıdır" demişti de hapse atılmıştı.. Ceza almıştı.. Bunca sıkıntı içerisnde bir de ceza alma niyetim elbette yok.. Lakin , bilime tapıcıların  söylediği gibi olmuyor her şey.. Bilim Tanrı'sı(!)'nın da çözemediği belki yüzbinlerce mesele var.. Çözüm için herşeyin tıkandığı anda, VAHYE bakmak, hepsinden önce vahye bakmak gerekir. Tabi bu vahyi kabul edenler için..

                  Lût, Ad, Semud, Babil,Mezopatamya, Keldani, Roma gibi büyük medeniyetleri bugün sadece tarih sayfalarından okuyoruz. Bu medeniyetlerin ve kavimlerin yok oluşlarının ana sebebi,"insana yakışan davranışlar göstermeyip, sınırsız bir hürriyetle insan erdemlerini hoyratça çiğnemelerinden yani ahlaki hiçbir müeyyide tanımadıklarından" yok oluyorlar. Yok oluşun görünür fiziki sebepleri elbette halkedilmiştir, lakin onlar sebeptir. Yok oluş eyleminin nedenleri.. Asıl yokoluş nedeni söylediğimiz manevi neden. Bunu nerden öğreniyoruz.. Kur'an'dan, yani Vahiy'den öğreniyoruz.

                Eğer bir toplum, bir kavim "şımarmış, azmış,kudurmuş bir haldeyse.. Dindar geçinenler bile, para- mal deyince hiçbir müeyyide tanımadan salyalarını akıtarak  saldırıyorsa;  bırakın kapitalist serserileri, müslümanım diye övünen bir takım zevat da sadece dünyada temelli kalacakmışcasına, mal biriktirmeyi, istifçiliği adet edinmişse; Hak adalet paylaşım; ar namus kalmamışsa; yöneticiler saltanat sarhoşu olmuşsa; gece kulüpleri tıklım tıklım doluysa...." Beklemek lazım o zaman İKAZI diyorum ben..

                Dikkat edelim, manevi-insani yozlaşma, beşeri fiziki yozlaşmayı da beraberinde getirmektedir. Kuralsız, hukuksuz, sınır tanımaz insan, dere yatağına yapı olmaz dersin yapar.. Koskoca binanın kolonunu keser yer açmak için! Bir deprem, bir sel, yangın gibi durumda, olay önlenebilecekken afete dönüşür. Görgü, eğitim, ahlak, kural yoksunluğu daha başa neler açar neler.. Sonra ona bir ad koyarlar: AFET.

                 İstanbul'a sabahtan akşama kadar rezalet; akşamdan sabaha kadar Rahmet yağar derdi bir zamanlar büyükler. Hayatın bütün alanlarına ve zamanlarına Rahmet'i hakim kılma çabasında olmalıyız..

                 Unutmayalım ayağımıza diken batsa kendimizi sorgulamalıyız. Sadece dışa değil iç'e de bakmalıyız..

                 Selam ve saygıyla..

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!