2014-05-07 23:08:00

  30 MART 2014: BİR DÖNÜŞÜM RÜZGÂRI MI? 12 Eylül 1980 öncesini ve sonrasını en sıcak yaşayanlardanız. Neler çekmedik ki… Bereket versin, o zamanki büyüklerimiz, bizi sokak olaylarına (ateşe) atmadılar. Bu hataya Rahmetli Türkeş düştü. 5000 vatan evladı, dış güçlerin oyununa gelip sağ sol kavgasında heba oldu gitti… 12 Eylül öncesinde liderler arasında müthiş bir kin ve nefret dili ve uslûbu vardı. Demirel ile Ecevit’i ekrana birlikte çıkarmak imkânsızdı. Birbirlerine müthiş bir kin güdüyorlar, birinin ak dediğine, diğeri haklı ve doğru olsa bile kara diyordu… Türkeş ve Erbakan’ın da olaylara müdahele şekilleri bu kaosa uygundu… Bunları gören gençler de, daha azgın bir kin ve nefretle, sen sağcı ben solcu diye birbirini öldürüyorlardı… Çok acı günlerdi. Denilebilir ki 12 Eylül, ülkenin, takriben sağdan-soldan 10 bin gencecik fidanın, hiç uğruna,  hayatını kaybetmesine; ekonomik açıdan da, enerjisini boşa salıp, 50 yıl geriye gitmesine sebep olmuştur. Bu millete ödettirilmiş çok ağır bir faturadır bu.. Ve kesinlikle Türkiye’nin boyunduruk altında; dizginlenmiş ülke olmasını isteyen bu gün de tekrar zulüm ve ihanetlerini sergileyen şer güçlerin işidir. Demirel ve Ecevit, 12 Eylül darbesinden sonra kodese tıkılınca, hatta aynı hapishaneyi paylaşınca, işin oyuncak olmadığını; mevzunun ciddiyetini anladılar. Ba’de harâbu’l Basra!, Sonraları, kaderin cilvesi bu ya.. 12 Eylül’ün tutuklu tüm liderleri, siyasete yeniden dahil oldular.  Lakin bir farkla: Özellikle, darbe öncesi adeta birbirine kurşun atan Demirel ve Ecevit “kanka” olmuşlardı.. Birbirlerine son derece kibar, say... Devamı

2014-05-07 23:02:00

  30 MART 2014: BİR DÖNÜŞÜM RÜZGÂRI MI? 12 Eylül 1980 öncesini ve sonrasını en sıcak yaşayanlardanız. Neler çekmedik ki… Bereket versin, o zamanki büyüklerimiz, bizi sokak olaylarına (ateşe) atmadılar. Bu hataya Rahmetli Türkeş düştü. 5000 vatan evladı, dış güçlerin oyununa gelip sağ sol kavgasında heba oldu gitti… 12 Eylül öncesinde liderler arasında müthiş bir kin ve nefret dili ve uslûbu vardı. Demirel ile Ecevit’i ekrana birlikte çıkarmak imkânsızdı. Birbirlerine müthiş bir kin güdüyorlar, birinin ak dediğine, diğeri haklı ve doğru olsa bile kara diyordu… Türkeş ve Erbakan’ın da olaylara müdahele şekilleri bu kaosa uygundu… Bunları gören gençler de, daha azgın bir kin ve nefretle, sen sağcı ben solcu diye birbirini öldürüyorlardı… Çok acı günlerdi. Denilebilir ki 12 Eylül, ülkenin, takriben sağdan-soldan 10 bin gencecik fidanın, hiç uğruna,  hayatını kaybetmesine; ekonomik açıdan da, enerjisini boşa salıp, 50 yıl geriye gitmesine sebep olmuştur. Bu millete ödettirilmiş çok ağır bir faturadır bu.. Ve kesinlikle Türkiye’nin boyunduruk altında; dizginlenmiş ülke olmasını isteyen bu gün de tekrar zulüm ve ihanetlerini sergileyen şer güçlerin işidir. Demirel ve Ecevit, 12 Eylül darbesinden sonra kodese tıkılınca, hatta aynı hapishaneyi paylaşınca, işin oyuncak olmadığını; mevzunun ciddiyetini anladılar. Ba’de harâbu’l Basra!, Sonraları, kaderin cilvesi bu ya.. 12 Eylül’ün tutuklu tüm liderleri, siyasete yeniden dahil oldular.  Lakin bir farkla: Özellikle, darbe öncesi adeta birbirine kurşun atan Demirel ve Ecevit “kanka” olmuşlardı.. Birbirlerine son derece kibar, say... Devamı

2014-05-07 23:08:00

  30 MART 2014: BİR DÖNÜŞÜM RÜZGÂRI MI? 12 Eylül 1980 öncesini ve sonrasını en sıcak yaşayanlardanız. Neler çekmedik ki… Bereket versin, o zamanki büyüklerimiz, bizi sokak olaylarına (ateşe) atmadılar. Bu hataya Rahmetli Türkeş düştü. 5000 vatan evladı, dış güçlerin oyununa gelip sağ sol kavgasında heba oldu gitti… 12 Eylül öncesinde liderler arasında müthiş bir kin ve nefret dili ve uslûbu vardı. Demirel ile Ecevit’i ekrana birlikte çıkarmak imkânsızdı. Birbirlerine müthiş bir kin güdüyorlar, birinin ak dediğine, diğeri haklı ve doğru olsa bile kara diyordu… Türkeş ve Erbakan’ın da olaylara müdahele şekilleri bu kaosa uygundu… Bunları gören gençler de, daha azgın bir kin ve nefretle, sen sağcı ben solcu diye birbirini öldürüyorlardı… Çok acı günlerdi. Denilebilir ki 12 Eylül, ülkenin, takriben sağdan-soldan 10 bin gencecik fidanın, hiç uğruna,  hayatını kaybetmesine; ekonomik açıdan da, enerjisini boşa salıp, 50 yıl geriye gitmesine sebep olmuştur. Bu millete ödettirilmiş çok ağır bir faturadır bu.. Ve kesinlikle Türkiye’nin boyunduruk altında; dizginlenmiş ülke olmasını isteyen bu gün de tekrar zulüm ve ihanetlerini sergileyen şer güçlerin işidir. Demirel ve Ecevit, 12 Eylül darbesinden sonra kodese tıkılınca, hatta aynı hapishaneyi paylaşınca, işin oyuncak olmadığını; mevzunun ciddiyetini anladılar. Ba’de harâbu’l Basra!, Sonraları, kaderin cilvesi bu ya.. 12 Eylül’ün tutuklu tüm liderleri, siyasete yeniden dahil oldular.  Lakin bir farkla: Özellikle, darbe öncesi adeta birbirine kurşun atan Demirel ve Ecevit “kanka” olmuşlardı.. Birbirlerine son derece kibar, say... Devamı

15 GÜN ÖNCE... 15 GÜN SONRA...

2014-03-16 02:57:00

15 GÜN ÖNCE… 15 GÜN SONRA…   Şu son 15 gün, her duyarlı insan gibi, bize de çok uzun geliyor. Ülkemizde, zincirleri koparma çabası; sıçrama yapma gayreti; insanımızın mutlu ve müreffeh olmasına yönelik çabalar arttıkça, bunu çok gören şeytani-hınzır güçler hemen devreye girerler. Çelme takarlar. Paçadan tutarlar. Bunlar, Kabil’in kanından gelen, düşmanlık üzerine kurulu huysuz hayırsız adem çocuklarıdır. İşi buradan ele alırsak teşhis biraz daha kolay olur kanaatindeyim. Adamın, kravatlı, fizik olarak temiz olması; pırıl pırıl şehirlerde oturması, “canavar ruhunu-  düşmanlığını” yok etmiyor ki… Ülkemizde, seçimlere giderken, şu son 15 günü çok iyi(!) değerlendirmek isteyecek bu Kabil soylu, şeytan ruhlu iç ve dış odaklar… Sayın Melih Gökçek’in ifade ettikleri gibi, bunlar, cenaze istismarından tutun da, sandıkta hileye, sahte oy pusulası basmaya; sandık başında olay çıkarmaya; seçimleri provoke edip, geçersiz saydırmaya kadar pek çok ihanet planı içine girmek isteyeceklerdir. Daha birkaç gün önce, bir eylemcinin cenazesini nasıl istismar ettiler gördük. Hemen ardından da biri polis iki evladımızı bu olaylara kurban verdik. Halen de bazı TV kanalları marifetiyle olay, ülkede yangın haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Parti liderleri, ülkenin hayrı için, gerginliği azaltıcı konuşmalar yapmalıdırlar. Gerilim, sokaklar vandallık, terör düşman işidir. Gerginlikten, anarşiden medet umanlara fırsat verilmemelidir. Bakınız Sayın Başbakan, meydanlarda, halka, hep, birlik, kardeşlik, barış ve demokrasi diye sesleniyor. Paralel güç olmak isteyen hayalperestlere karşı halkı uyarı... Devamı

Fotoğraf

2014-03-16 02:49:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

ONLAR TUZAK KURARKEN....

2014-01-03 03:59:00

“ONLAR TUZAK KURARKEN…” Ah Mazlum Milletim…! (*)  İnsanlığa, ilimle, merhametle, adaletle, ahlâkla yol gösterme misyonunu yüklendin tarih boyu. Yüklendin de nice badirelere sürüklendin. Nice gönül adamlarınla, nice kalpler kazandın.. Nice yetkin devlet adamlarınla, cesur yiğitlerinle, mazlumların umudu, zalimlerin korkusu oldun.. Hakk dedin.. Hukuk dedin.. Yerküre’de ağlayan kalmasın dedin… Dedin de nice zulümlere göğüs gerdin. Habil ve Kabil’den bu yana, damarlarında Kabil’in tâbi olduğu şeytan kanı dolaşanlar-münafıklar, hep tuzak kurdular sana.. Hep çok gördüler senin nsanlığa umut olmanı.. Sen ise bir tek şey istiyordun: İnsanlık, insanlığını bulsun, iki cihanda mutlu olsun,.. Bu, İki Cihan Güneşi –Aleyhisselâm-‘ın, ve O’nun sunduğu yüce mesajın ta kendisi idi… İşte bu ulvî misyon, adı, sanı, çoğrafyası kim ve neresi olursa olsun, şeytan uşaklarının hep hedefi yaptı seni. Nice sinsi, görülmemiş, duyulmamış şeytanî tezgâhlar kurdular senin için… Ah mazlum milletim! En son Osman Gazi ve Şeyh Edebâli Hazretleri’nin (Rh.A) manevi önderliğinde kurulan Osmanlı Hadim ve Adil devletinin tuzaklanmasıyla, 20 kat küçülerek, 780.576 km2 bir toprak parçasına, vatan dedin sarıldın. İnsanını, açlık ve sefaletten kurtarma çabasına giriştin. Misyonunu unutmuştun. Çünkü canının derdine düşürmüştü hainler seni..  Gün oldu 12 milyondan, 80 milyon nüfusa eriştin. Bunu da çok gördüler. 90 yılda, 9 ihtilâl, kalkışma, anarşi, zulüm çarkı işlettiler. Zenginliğini ve alın terini sömürdüler.. Bu ülkenin gerçek sahibi olduğun halde, itelediler, &... Devamı

SON OPERASYONLA TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR FIRSAT YAKALADI…

2013-12-21 18:34:00

SON OPERASYONLA TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR FIRSAT YAKALADI…   “Tayyip’in çocukluğunu bilirim. Muhammedî bir kalbi vardır.”  Kadir Mısıroğlu. Bu son yolsuzluk iddialı opersayonlar, ülkemize çok büyük kazanımlar sağlayacaktır. Bu operasyonların, hükümete karşı, özelliklre Sayın Başbakan’a karşı, iç ve dış uzantılı, komplike bir kalkışma olduğunda artık şüphe yok. Ancak, Halk Bankasının zararları, borsa’nın tepetaklak oluşu, hükûmete, muhalefetin, pervasızca yüklenmesi; emniyet ve adliye kanadında yapılan karşı operasyonlar vb. ülkemizin ciddi bir sıkıntıya maruz kaldığının da göstergeleri.. Bütün bu gelişmeler, insanımızın, feraseti, yönetimin adil, ahlâkî ve soğukkanlı yaklaşımıyla, huzur ve istikrar, kalkınma ve bağımsızlığımız için çok önemli fırsat olacağı kanaatindeyiz. Kim bilir, “”Bizim şer gibi gördüklerimizde hayır hasıl olur.” “Bulanmayınca da durulanmaz.” Buna göre; kitabın ortasını açıp, haddimizi aşmadan belirtelim: 1-    “Dünya hırsı-şeytan” merkezli, hırsızlık, rüşvet, usûlsüzlük, torpil, insan var olalı olagelmiş. Dünyalık ve saltanat, yerine, “hakiki iman-ihlâs ve ihsan’ı” koyamadıkça insanı kudurtacak, yanlışa sürükleyecektir. Yoksa imtihan olmaz dünya..! 2-    Türkiye’de  ve  geri ülkelerde, bu sömürü ve rüşvet, çok kazanma ve biriktirme ahlâksızlığına çok şahit olunmuştur. Rahmetli Özal’ı ailesi bitirdi. O yolsuzluk ve rüşvet’i yok etmek için çok uğraştı. Hatırladığım kadarıyla, Bakanı İsmail Özdağlar’a suçüstü yaptırmı... Devamı

SON OPERASYONLA TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR FIRSAT YAKALADI…

2013-12-21 18:04:00

SON OPERASYONLA TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR FIRSAT YAKALADI…   “Tayyip’in çocukluğunu bilirim. Muhammedî bir kalbi vardır.”  Kadir Mısıroğlu. Bu son yolsuzluk iddialı opersayonlar, ülkemize çok büyük kazanımlar sağlayacaktır. Bu operasyonların, hükümete karşı, özelliklre Sayın Başbakan’a karşı, iç ve dış uzantılı, komplike bir kalkışma olduğunda artık şüphe yok. Ancak, Halk Bankasının zararları, borsa’nın tepetaklak oluşu, hükûmete, muhalefetin, pervasızca yüklenmesi; emniyet ve adliye kanadında yapılan karşı operasyonlar vb. ülkemizin ciddi bir sıkıntıya maruz kaldığının da göstergeleri.. Bütün bu gelişmeler, insanımızın, feraseti, yönetimin adil, ahlâkî ve soğukkanlı yaklaşımıyla, huzur ve istikrar, kalkınma ve bağımsızlığımız için çok önemli fırsat olacağı kanaatindeyiz. Kim bilir, “”Bizim şer gibi gördüklerimizde hayır hasıl olur.” “Bulanmayınca da durulanmaz.” Buna göre; kitabın ortasını açıp, haddimizi aşmadan belirtelim: 1-    “Dünya hırsı-şeytan” merkezli, hırsızlık, rüşvet, usûlsüzlük, torpil, insan var olalı olagelmiş. Dünyalık ve saltanat, yerine, “hakiki iman-ihlâs ve ihsan’ı” koyamadıkça insanı kudurtacak, yanlışa sürükleyecektir. Yoksa imtihan olmaz dünya..! 2-    Türkiye’de  ve  geri ülkelerde, bu sömürü ve rüşvet, çok kazanma ve biriktirme ahlâksızlığına çok şahit olunmuştur. Rahmetli Özal’ı ailesi bitirdi. O yolsuzluk ve rüşvet’i yok etmek için çok uğraştı. Hatırladığım kadarıyla, Bakanı İsmail Özdağlar’a suçüstü yaptırmı... Devamı

SON OPERASYONLARDA TEMEL YANLIŞ NE ?

2013-12-21 12:25:00

SON OPERASYONLARDA TEMEL YANLIŞ NE ? Yolsuzluk ve rüşvet’e bulaşmış, ahlaksızlığa bulaşmış babamın oğlu da olsa acırsam namerdim. Varsa, bu taraklarda bezi olan, çeksin cezasını, millet rahatlasın, toplum temizlensin… Olaya başbakan- iktidar bazında bakıldığında, “Aldatan ve aldanan olmayız.” “Kim fakir fukaranın hakkını yiyorsa, onun hesabını sorarız.” “Yolsuzluk ve usûlsüzlüğe prim vermeyiz-vermemeliyiz” diyen, bunu samimi olarak, sıkça dillendiren bir hükümet ve hükümet başkanı var Türkiye’de..  Türkiye, 300 yıllık esaret zincirlerini kırıp, kalkınıyor, yükseliyor, dünyada söz sahibi oluyor.. Hasılı Türkiye “bağımsızlığına” kavuşuyor. Detaylara girmeye gerek yok, millî savunma sanayindeki hamleler, Çin’le, füze yapım işbirliği, dünyada ekonomik ölçekte Türkiye markalarının oluşmaya başlaması; mazlumların hamisi olmamız; içeride, eğitim-sağlık-bayındırlık-enerji-teknoloji alanında dev hamleler. Buna rağmen, kasası dolu, ihracatı, katlanarak yükselen; 2023 hedefi, bütün ekonomik sosyal değerlerde ÜÇ KAT büyümüş-yükselmiş bir Türkiye… Ama dostlar(!), zincirleri elinde tutan şer güçler, bundan çok rahatsız oluyor ve istediği gibi, eskiden olduğu gibi, ülke içine iğrenç ellerini, parmaklarını, tırnaklarını, batırıp karıştırmak istiyorlar. Mossad- CIA-MI5-MI6 –BND ve diğer Avrupa istihbarat örgütleri bu işi pek sevmişe benziyorlar. İşte Tayyip Bey ve ekibi, oyunu burada bozuyor. Bütün bunlarla; ülke bağımsızlığının ve kalkınmasının önüne takoz koyanlarla büyük mücadele veriyorlar. Tabi hedef tahtası da oluyorlar. Türkiye’yi yöneten ehil kadroları hedef alanlar,şunu göremiyo... Devamı

KENDİ ÖZ’ÜMÜZLE NE KADAR İLGİLİYİZ?

2013-12-16 12:48:00

  KENDİ ÖZ’ÜMÜZLE NE KADAR İLGİLİYİZ?          “Arabamızla ilgilendiğimiz kadar, kendimizle ilgilenmiyoruz” diyenleri çok duymuşuzdur.      Gerçekten de öyledir.  Arabamız bozulunca,  yüzlüklere, binliklere kıyarız, hemen tamire götürürüz de,  kendimiz hastalanmadan doktora gitmeyiz.      Maddi durumu, kendine ve avama göre iyi bir akrabam, ziyaretimize gelmişti. Söz açıldı, “gel senin şeker ve tansiyona da bir bakalım” dedim. Adam tansiyon ve şeker hastası çıktı. Doktora gitmiş, 15 günlük ölçümler vs. tansiyon ve şeker haplarına devam etmesi söylenmiş. Bana sitem ediyor: “Beni hasta ettin” diyor. Ben de “şükret, dolarlar, avrolar, binalar peşinde koşmaktan, biraz da Rabbine vakit ayırman sana ihsas ettiriliyor, şükür, hamd ve zikirle de meşgul ol ki, artık hastalıklar var, sakatlanmak var, felç olmak var, dahası ölüm var…” dedim kendisine… O güzelim, binaları yapıp, kiraları aldıkça; onları da biriktirdikçe iş tamam, “gel keyfim gel!” diye algılıyordu hayatı bu zatı muhterem!… İnşallah bu hastalık haberleri kendisine bir şeyler anlatır… Niyazi-i Mısrî Hazretleri ne güzel ifade etmiş:        Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş,        Bürhan sorardım aslıma, aslım bana bürhan imiş.       Ne diyorduk..       Kendimizle ilgilenmiyoruz… Tabi bunu genelleyemeyiz.. Ama, kahir ekseriyet böyle.. Bunu yaşayarak görüyoruz…           Paracıklarla, hele, çokça... Devamı

NEREDE KALDI, ALLAH'IN RIZASI, MİLLETİN DÂVÂSI

2013-12-07 15:45:00

Nerede kaldı Allah'ın rızası, Milletin davası?      İktidarlar, devletler, devletler arası  diyaloglar, mekanik ve matematik esaslara dayalıdır daha çok. İktidar ve devlet işleri duygusallık götürmez. Soğukkanlı, cesur, çok yönlü hesapçı olmayı gerektirir. Cemaatler ise, bir ideal etrafında kenetlenmiş birlikteliklerdir. Buralarda, maneviyat, duygusal yön ağır basar. Hedef, evrensel vizyonda,  insan kalitesinin yükselmesi, mazlumların, hürriyetine kavuşması, zincirsiz esaretin son bulmasıdır. Bizim ülkemiz merkezli, cemaatlerin hedefi özetle budur.   Bu çerçevede, ilk paragrafta belirttiğimiz mekanikliği aşan, aynı idealleri benimseyen bir iktidar olarak, AK PARTİ iktidarı, On Bir yıldır, ülkeyi yönetmekte, bu uğurda, sayısız rizikoları göğüslemektedir. Kabul ve teslim etmeliyiz ki, Sayın Erdoğan ve ekibi,  ulusal ve uluslar arası baskı, şantaj, tehdit dalgalarını yara yara, bu günlere gelmiş,  ülkemize çok ciddi kazanımlar sağlamıştır.   Bu bağlamda, cemaatlerin büyük çoğunluğu, hükümet ve Sayın Başbakan için “yaptıklarının hiç değilse, bir’i yanlışsa ikisi doğru” diyerek destek vermişlerdir. Doğru olan da, bu safhada budur. Böyle olmuştur.   Cemaatlerden biri olan  Fethullah Gülen hareketi, bu minvalde oldukça, ciddi imkanlara kavuşmuş; gazeteler, dergiler, televizyonlar, eğitim kurumları, dershaneler, bankalar, yurtlar, öğrenci evleri vb. kurum ve kuruluşlarıyla hizmet verme gayretinde olmuşlardır. Ülkemizin çok ciddi mes’elelerinin halledilmesi noktasında da iktidara, özellikle medya ve personel bazında yardımcı oldukları biliniyor.   Lakin, son birkaç yılda,ekonomik olarak da ciddi bir büyüme gerçekleştiren cemaat i&cce... Devamı

KÜL ÇÖREĞİ

2013-12-07 15:39:00

Maziye Bir Bakıverdik.. KÜL ÇÖREĞİ    1962-63 Yılları olsa gerek. Küçüklüğüm yazları çoğunlukla annemin köyünde geçti. Karabük/Eflani Aday köyü. Çok sever ve iyi bakarlardı, Satı Dedem ve Hatice Ninem. Allah rahmetiyle muamele eylesin onlara.Tam naturel tereyağında, hakiki yumurta kayganası mı dersiniz; dayılarımın İstanbul’dan gönderdikleri, 10 kg.lık yuvarlak  tenekeden tahin helvası mı dersiniz? Yama içme boldu elhamdülillah..Her akşam, ağıla 100 dolayında keçi girerdi. Bazen keçi kavurması da olurdu menüde. Satı dedeme dayılarımın aldığı, hakiki rahvan bugünün değeriyle, bir araba fiyatında, bir de kısrağımız vardı. Damda koyu turuncu iki özel öküz.. İneklerimiz, mandalarımız, tavuklarımız, buzağılarımız…O günün şartlarında zengin ve iyi bir ortamdı. Annemin köyü olan bu Aday köyünde, ilk 2,5 gözlü tüplü Aygazı da dayılarım göndermişlerdi o zaman. Bir de Philips radyomuz vardı. Transistorlü diye yazardı. Yeşil göstergeli. Köyde birkaç radyo vardı, sabah türkülerini, millet radyoları pencereye koyarak, sonuna kadar açar öyle dinlerdi. Yadırgamayalım, yeni çıktığında, buzdolaplarının misafir odasına konulduğu günleri de yaşadık… Bilenler bilir.. Anneannemlerin, Pikap’ını da unutmayalım. Kimsede yok o zaman. Gramofon var tek tük. Ama pikap lüks. En az 30 kadar da plağı yanında..Ben ilk türkülerimi oradan öğrenmiştim. İlkokul öğretmenim Necip Güven Rahmetli, “Çek M.Ali” derdi son derslerde. İyi türkü çığırırmışım demekki.. Hatta beni Radyoevine göndermek istemişti öğretmenim. Görüyor musunuz, bir pikap insanın başına neler açıyor?.... Devamı

NEDEN TAYYİP'SİZ BİR TÜRKİYE?

2013-06-07 05:47:00
NEDEN TAYYİPSİZ BİR TÜRKİYE? |  görsel 1

    Bir zamanlar Gazi olayları olmuştu… Hâlâ pisliğinin kokusu ara ara burnumuza geliyor.. Şimdi bir harf değişti, “Gezi Olayları” çıktı… Kendilerini ,Türkiye’nin tek sahibi gören bir miktar “mutlu azınlık” rakısını, balosuna, haram  parasına, dokunulduğunu görür görmez şirretleşirler.. Az’dırlar ama, sesleri çok ve kaba çıkar… En kaba sesin hangi ses olduğunu da hatırlatmaya gerek var mı? Yedi ceddini maddesel planda kurtarmış; ibadetleri, tatil, eğlence ve içki sofraları olmuş (istisnalar olabilir) bu mutlu varsıl azınlık, “az olsun bizim olsun” derler.. Ülke kalkınmış kalkınmamış, dünyada ileri ülkeler sıralamasına girmiş girmemiş önemli değildir bunlar için… Çünkü bunlar aynı zamanda, cibilliyetleri gereği, bencil’dirler… Kendileri sırça köşkte otursunlar da… Gerisi ne olursa olsun… İşte bu mutlu azınlık, kendi saltanat ve bencillikleri uğruna, dış düşman istihbarat servislerinin de uzantıları olurlar çoğu zaman… Almanya, Amerika, İngiltere, İsrail başta olmak üzere,  dışımızdaki hususen Avrupa ülkelerinin verdikleri beyanatlarda, ülkemiz üzerindeki kem gözleri görmemek için kör olmak lazım. Tabi 4’te 1 bu varsıl, insan’lık edebinden ve yaşamından nasipsiz bir avuç mutlu azınlık, banklalar ve güya sanayi ekonomi devleri, ülke kaynaklarının 4’te 3’ünü sahiplenmişler… Tezgâh 70 yıla yakındır bunlar lehine çok iyi.. Kökü daha uzaklara, Osmanlı’nın son Yüz elli yılına kadar gider de, yazımızın hacmi bunu anlatmaya kafi değil. 4’te 3 edepli, bu toprağın insanı inançlı kesim de ülke kaynaklarının 4’te 1’i ile idare eder ha... Devamı

"EMİN OLMAK" PEYGAMBER VASFIDIR.

2013-02-08 16:03:00
EMİN OLMAK PEYGAMBER VASFIDIR. |  görsel 1

  EMİN'LİK SIFATI PEYGAMBER SIFATIDIR. ELİNDEN, DİLİNDEN, DÜŞÜNCESİNDEN, HUYUNDAN..VB BAŞKALARININ ASLA ZARAR GÖRMEDİĞİ KİŞİ, EMİN KİŞİDİR.. BU SIFATA HAKKIYLA SAHİP OLAN KİŞİ, DÜNYA VE İÇİNDEKİLERDEN DAHA BÜYÜK BİR SERVETİN SAHİBİDİR.. D...ÜRÜST OLMA SERVETİNİN.. BÖYLE GÜVENİLİR İNSANLARLA BİRLİKTE OLMANIN, ÇALIŞMANIN HUZURUNU BİR DÜŞÜNSENİZE... "BU TEMEL", İNSANIN, DÜNYA GİDİŞATINA YÖN VERMEDİĞİ SÜRECE, HIRSIZLIĞI, ARSIZLIĞI, EDEPSİZLİĞİ, HADDİ AŞMAYI, KAVGAYI, STRESİ, CİNAYETLERİ ÖNLEYEMEZSİNİZ.. "EMİN İNSAN OLMAK.." İLK İŞİMİZ BU OLMALI... BU DA İSLAM'I TASAVVUF PLANINDA YAŞAMAKLA MÜMKÜN OLUR.... DERİM.. SELAM SAYGI VE DUALARLA.. DUALARINIZLA.. 1 garip derviş  Devamı

Yirmi bin Altın

2013-02-08 15:39:00

Yirmibin Altın Hazret-i Ebû Bekir r.a.bütün mal ve mülkünü fîsebilillah sadaka verip, bir hırka ile evinde otururken, bir kimse gelip, kapıyı çaldı. Hazret-i Ebû Bekir dışarı çıkıp, kapıda duran kimdir diye bakdı. - Ne istersin - Yâ Ebâ Bekir! Onikibin akça borcum var. Bugün vermemin son günü. Muhakkak vermem lâzım. Şimdi, lutf ve kerem edip, benim bu borcumu ödeyip, beni kurtar. - Görmez misin... beni, bütün malımı, giyeceklerimi Allahü teâlâ yoluna verdim. Hattâ arkamdaki elbisemi de bir fakîre verdim. Şimdi bir hırka giyip, oturuyorum. Mal ve giyecek kalmadı. Senin borcunu nereden ödeyeyim. - Biliyorum ve işitdim ki, sende mal kaldı. Senin fadlından ümîd ederim ki, benim bu borcumu ödeyesin. Hazret-i Ebû Bekirin yapacak bir şeyi kalmadı. Bir yehûdîye vardı. Onikibin akçe istedi. - İnşâallahü teâlâ yarın öğleden sonra malını vereyim. - Yâ Ebâ Bekir, yarınki gün malımı bulup vermez isen, ne olur. - Eğer yarın öğleden sonra senin malını bulup, vermezsem, kendimi sana köle eyledim. Dilersen satıp, parasını al, istersen beni köle gibi kullanırsın. Bu sözleşme üzerine o yehûdî çıkarıp, hazret-i Ebû Bekire onikibin akçe verdi. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a) da o akçeyi o borçlu fakîre verip, - Borcunu ver, dedi. Kendisi, oturup, Allahü teâlâ hazretlerine tevekkül eyledi. Yarın vaktinde ödemeği va'd etdiğim, bu borcu ben nereden alıp, ödeyeceğim, diye düşündü. Hiçbir çâre bulamadı. Varıp, o yehûdîye köle olayım diye kalbinden geçdi. Bu şekilde düşünürken, hazret-i Âişenin evine vardı.... Devamı

ZALİMİN HASMI HZ. ALLAH'TIR..!

2013-02-08 15:33:00
ZALİMİN HASMI HZ. ALLAHTIR..! |  görsel 1

Erzurum'un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı: -Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri... Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve: -Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar: -Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi? -Hayır, der, hiçbir şey söylemedim. -Çabuk git ve o adama bir-iki laf söyle, der. İbrahim Hakkı hazretleri gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da: -Benim testimi niye kırdın zâlim adam?! diyemez. Dönüp geldiğinde hocası Fakîrullah hazretleri sorar: -Ona bir şeyler söyleyebildin mi? -Söyleyemedim efendim; niyetlendim, lâkin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim! Hocası bağırır: -Sana diyorum, çabuk git ve o adama bir şeyler söyle, mukabele et! Yoksa sonu felâket!.. İbrahim Hakkı hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran adamı, kendi atı, attığı çiftelerle çeşmenin hav... Devamı

Fotoğraf

2013-02-08 15:26:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

GARİPLİK -YALNIZLIK ÜZERİNE...

2012-12-28 14:34:00
GARİPLİK -YALNIZLIK ÜZERİNE... |  görsel 1

    GARİPLİK, YALNIZLIK, ÜZERİNE... “Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge. Ne açar kimse kapım, bâd-ı sabadan gayrı.” Fuzuli Anadolu ve İstanbul'a gelmeden Bağdat'ta yaşamış olan Fuzuli, Hz. Ali R.A.'ın türbedarıdır. Manevi alemlerde yaşar........ Aşk içre yaşar.. Onun için aşkın tadı," yakıcı kavurucu hasretliği"ndedir. ve O bundan çok memnundur.. Ayrılık ateşiyle, Rabbül-alemin'e olan kavuşma ateşiyl...e sürekli yanmak, kavrulmak ve bundan mutluluk duymak Fuzli'nin aşk felesefesidir.. Aşık Maşuk'a kavuşmayı istemez onun için.Tasavvuf aşkı da aynıdır.. Zaten O da tasavvufi düşünür... Gariptir bağdat'ta Fuzuli... Belki küçücük kulübesinde yapayalnız.. yazar, tefekkür eder.. yapayalnız dedikse, aslında, Rabbiyledir her daim O. "Rabbini kaybeden neyi bulmuştur? Rabbini müdrik yaşayıp O'nu bulan neyi kaybetmiştir?" Beşer mahluklardan ne geleni vardır ne gideni.. Belki, keşke biri gelse, sohbet etsek, hal hatır sorsak birbirimize diye hayıflandığı da olmuştur.. Ama heyhat.. Ne geleni verdır ne gideni garibim Fuzuli'nin.. Bir gün duyar ki o da ne? Kapı açılmıştır... Kulübenin dış bahçe kapısı açılmış ve sanki bir misafir, bir dost işte şimdi kapıdan geçiverecektir...? Şöyle bir doğrulur bakar dışarıya.. Gelen kim acaba? Ne var ki, yine ne gelen vardır ne giden.. Çünkü zengin, varlıklı, kelli felli, şöhretli, karizma olanlara gidilir gelinir.. Fuzuli'ye kim gelir... Kapıya bakar hüzünle.. Kapı hâlâ açılıp kapanmaktadır.. "gaarç gaarç" diye ses yapmaktadır.. Ama bunu beklenen bir misafir değil, sabah esen sertçe rüzgâr yaptırmaktadır... İşte bu yalnızlık ve içe bakış ... Devamı